Gülümseyen Ay’la Düşler Ülkesi

Minik Mina, akşamları yatağa girdiğinde yıldızları saymadan uyuyamazdı. Bir yaz gecesi, pencereden içeri dolan serin rüzgâr saçlarını okşarken gökyüzünde bembeyaz, kocaman bir ay gördü. Ama bu ay diğer gecelerdekinden farklıydı; tam ortasında kibar bir gülümsemeyle Mina’ya bakıyordu! Mina şaşkınlıkla “Merhaba, Ay Dede!” dedi.

Ay’ın içinden nazik bir ses çınladı: “Merhaba, minik dostum. Düşler Ülkesi’ni görmek ister misin?” Mina heyecandan gözlerini iri iri açtı. Bir anda odasının tabanı yumuşacık bulutlara dönüştü, tavan gökyüzüne açıldı. Ay’dan gümüş bir merdiven uzandı. Mina pijamalarının ceplerine minik yıldız parçaları koyup merdivene tırmandı.

Adımını bulut basamaklarına attığında etrafı lavanta kokulu bir sis sardı. Gökyüzünde pembe ve mor tonlar, yavaşça dönen hayal balonları ve uzaklarda melodik bir rüzgâr vardı. Gülümseyen Ay, Mina’yı yanına alıp sessizce kayarak Düşler Ülkesi’ne götürdü.

İlk durak Hayal Bahçesi idi. Burada her çiçek farklı bir rüya saklıyordu. Mina, tek boynuzlu atları anlatan çiçekten yayılan mor tozu soluduğunda at kanatlandı ve gül bahçesinde koşuşturdu. Ay fısıldadı: “Rüyalar, kalbimizin gizli çiçekleridir; suladıkça büyür, kokusu yayılır.”

Sonra Gülüşler Şelalesi’ne vardılar. Su damlaları kahkaha sesleri çıkararak dökülüyor, yere çarpınca minik sabun köpükleri fışkırıyordu. Mina köpükleri patlatınca kulağına arkadaşlarının neşeli sesleri geldi. “Mutluluk paylaşıldıkça çoğalır,” dedi Ay.

Uzakta ip üstünde yürüyen balinalar gördüler. Mina şaşkınlıkla sordu: “Balinalar nasıl havada duruyor?” Ay gülümsedi: “Düşlerde mantık değil sevgi ağır basar; sevgi, balinaları bile uçurur.” Balinalar Mina’ya yüzgeç salladı.

Gökyüzü lacivertten mora dönerken Anı Gölüne indiler. Su kristal gibiydi ve üzerinde bir sandal bekliyordu. Mina sandala bindi, Ay sandalın arkasına geçip kürek yerine ışık hüzmeleriyle itti. Suya bakınca Mina gerçek hayatındaki unutulmaz anılarını gördü: İlk adımını atışı, babasının omzunda izlediği karlar, annesiyle kestiği kurabiye hamuru… Ay, “Güzel anılar pusulandır; geceler uzayınca yönünü onlar gösterir,” dedi.

Mina göle veda ederken gökyüzüne açılan Yıldız Kapısını gördü. Kapının üstünde pırıl pırıl yıldızlar halkalar içinde dönüyordu. Ay açıkladı: “Buradan geçen çocuklar, kalplerinde sevgi taşıdıkları sürece istedikleri kadar hayal kurabilir.” Mina derin bir nefes aldı, kapıdan geçti. İçerisi renkli toz bulutlarıyla doluydu; tozlar Mina’nın tenine dokununca nazikçe parladı.

Ay sonunda Mina’yı yuvasına geri getirdi. Pencereden içeri girerken Ay’ın yüzündeki gülümseme büyüdü. “Unutma,” dedi, “düşlerine inanan çocukların ay ışığı hep parlaktır.” Mina yatağına uzandı, yıldız parçaları pijama ceplerinden yastığına döküldü, odasını gümüş ışıkla doldurdu.

Sabah güneşi doğduğunda Mina gözlerini açtı. Pencerede ay yoktu ama yastığının üzerinde parlak bir ay şeklindeki taş buldu. Gülümseyerek taşı avucuna aldı ve fısıldadı: “Ay Dede, dün geceki yolculuk için teşekkür ederim.”

O günden sonra Mina karanlıktan hiç korkmadı. Çünkü bilirdi ki gecenin ışığı, gülümseyen bir ay ve sevgi dolu hayallerle aydınlanır.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bir yanıt bırakın

Önceki Yazı

Sonraki Yazı

Sonraki Yazı Yükleniyor...
Kenar Çubuğu
Yükleniyor

Giriş yapılıyor 3 saniye...

Kaydolunuyor 3 saniye...