
Yumuşak yeşil tepelerin arasına gizlenmiş, Gökkuşağı Göleti isimli küçük ama büyülü bir göl vardı. Göletin yüzeyi çoğu zaman ayna kadar sakindi; dallarda oturan kuşlar suya baktığında kendi renklerini görür, su bitkileri nazikçe salınırdı. Bu gölette yaşayan kurbağalar arasında Zipzip adında minicik bir kurbağa vardı. Zipzip’in gözleri merakla parlayan kocaman kahverengiydi ve ayakları, suda dalga çizmekten başka bir şey düşünmezdi.
Göletteki diğer kurbağalar yağmurlu günleri pek sevmezdi. Gök gürlediğinde saklanırlar, ilk rüzgâr esintisinde yaprak altına sığınır, su damlalarının sıçramasını sessizce izlerlerdi. Ama Zipzip bambaşkaydı. Yağmur, doğanın en eğlenceli oyunuymuş gibi onu hep gülümsetirdi.
Bir yaz öğleden sonra, hava birdenbire kararınca göletin sakinleri telaşa kapıldı. Uzak dağların üzerinden kara bulutlar hızla geliyordu. Gökyüzünü elektrik mavisi şimşekler aydınlatıyor, rüzgâr sazlıkları fısıltıyla sarsıyordu. Kurbağalar “Fırtına geliyor!” diye zıpladılar ve buldukları ilk geniş nilüfer yaprağının altına saklandılar.
Zipzip ise göletin ortasında, en sevdiği nilüfer yaprağında oturuyor, rüzgârın serinliğini yüzünde hissediyor, dudaklarını kocaman bir gülümseme kaplıyordu. Yanına yaşlı ve bilge kurbağa Gözkapağı yaklaşıp tedirgin bir sesle sordu:
— “Zipzip, çabuk gel, fırtına başlamak üzere! Şimşek çakar da seni ürkütürse kalbin hop eder!”
Zipzip neşeyle şapırt diye suya zıplayıp sonra yaprağa geri sıçradı. “Gözkapağı Amca, korkmuyorum. Rüzgâr arkadaşım, yağmur da oyun arkadaşımdır,” dedi.
Gözkapağı başını sallayarak yaprak altına çekildi. Diğer kurbağalar Zipzip’in hâline hem şaştı hem endişelendi.
Kısa süre sonra büyük damlalar gökyüzünden düşmeye başladı. Şimşekler göleti aydınlatıyor, göle düşen her damla suyu gümüş baloncuklara dönüştürüyordu. Gölet yüzeyi dans eden halkalarla bezenirken Zipzip kendini tutamadı:
— “Yağmur damlaları, hadi yakalayın beni!” diye bağırdı.
Ve göletin üzerine sonsuz bir coşkuyla zıplamaya başladı. Rüzgâr, damlaları sağa sola savuruyor, Zipzip her zıplayışta suyun üstünde kısa süreli bir gökkuşağı oluşmasına sebep oluyordu. Kurbağalar yuvalarından çıkıp bakakaldılar.
Gözü korku dolu minik kurbağa Cırk fısıldadı:
— “Ya şimşekler Zipzip’i ürkütürse?”
Gözkapağı tıslayarak yanıtladı: “Belki de o, fırtınanın ne demek olduğunu bize gösterecek.”

Tam o anda rüzgâr daha da kuvvetlendi. Nilüfer yaprakları ters dönmeye, ince dallar yalpalamaya başladı. Zipzip ise kollarını gökyüzüne uzatmıştı. Gürleyerek gelen gök sesi Zipzip’in göğsünde davul gibi tınlıyordu. Bir şimşek ışığı göletin kenarında dev bir ağacı aydınlattı, ardından gök gürlemesi patladı. Zipzip bir an irkildi ama korku yerine heyecan dolu bir çığlık attı:
— “Fırtına, seni seviyorum!”
Şimşeklerin ışığı, yağmurun ritmi, rüzgârın uğultusu Zipzip’e sanki büyük bir orkestra gibi geliyordu. Kurbağalar arasında ilk kez biri fırtınayı korkuyla değil sevgiyle karşılıyordu. Çok geçmeden Zipzip’in sevincine minik kurbağa Cırk da katıldı. Bir yaprağın altından çıkıp tereddütlü bir zıplayış yaptı; suyun sıçraması yüzüne gelince gülümsedi. Sonra bir kurbağa daha, sonra bir diğeri… Çok geçmeden, göletin üstünde rengârenk yağmur damlalarıyla yarışan koskoca bir kurbağa orkestrası kuruldu.
Rüzgâr şarkı söylüyor, yağmur tempo tutuyor, kurbağalar kalplerinin ritmine göre zıplıyordu. Zipzip, fırtınayı kucaklamanın sadece cesaret değil, sevinçle alakalı olduğunu gösteriyordu. Kurbağalar yürekten kahkahalar atıyor, su damlalarında gölgeleri çarpışınca kahraman gibi hissediyorlardı.
O sırada rüzgârla savrulan küçük bir yaprak sürüsü suya düşüp batmaya başladı. Yapraktaki minik tırtıllar çırpınıyordu. Zipzip gözünü kırpmadan suya dalıp tırtıllardan birini sırtına aldı. Cırk ve diğer kurbağalar da yardım etti. Tırtıllar nilüfer yapraklarına güvenle taşındı. Tırtıllar titrek seslerle “Teşekkür ederiz!” dedi. Zipzip gülümsedi:
— “Fırtına korkutucu değildir; dikkatli olursan sana cesaretini gösterme fırsatı verir.”
Bir süre sonra gökyüzü aydınlandı. Bulutlar yavaşça dağıldı, yağmur kesildi. Gölette mis gibi toprak kokusu yükseldi. Güneş yeniden doğarken su yüzeyinde gökkuşağı parladı. Zipzip gökkuşağının renkleri arasında son bir kez zıpladı ve yüzeyde büyük, parlak, renkli bir halka bıraktı.
Gözkapağı kurbağaları çağırıp şöyle dedi:
— “Bugün Zipzip bize öğretti ki korkularımız, onları sevinçle kucakladığımızda erir gider. Fırtına, doğanın şarkısıdır; dinlemeyi bilirsek yüreğimizi büyütür.”
Kurbağalar alkışlar gibi patır patır suya vurdular. Tırtıllar nilüfer yapraklarının üstünde dans ediyor, gökkuşağı göletin üstüne köprü oluyordu.
Akşam olduğunda kurbağalar yorgun ama huzurluydu. Zipzip göletin kenarındaki küçük taşın üstüne oturdu. Güneşin son ışıkları yeşil sırtında parlıyor, göletin yüzeyi mor ve turuncu renklerle dalgalanıyordu. Zipzip içinden geçirdi:
“Doğaya sevgiyle bakarsam, o da bana kalbini açar.”
Geceleyin yıldızlar gölet yüzeyini pırıl pırıl yaparken Zipzip derin bir uykuya daldı. Rüyasında yine yağmur yağıyor, kurbağalar ritim tutuyor, Zipzip gökkuşaklarının arasından geçiyordu. Bu kez tırtıllar da kelebek olmuş, gökte Zipzip’le dans ediyordu.
Sabahın ilk ışıkları müjde gibi gölete düştüğünde kurbağalar uyanıp suya baktılar. Gökyüzünde kuş cıvıltıları, gölette huzur vardı. Zipzip esnedi, güne başlamadan önce suya nazikçe daldı. Su yüzeyinden çıkınca arkadaşlarına göz kırptı:
— “Yeni bir gün, yeni bir şarkı demek!”
Ve Zipzip fırtınayı kucaklayan cesaretiyle olduğu yerde kocaman bir takla attı. Dostları kahkaha atarak ona katıldı. O günden sonra gölette ne zaman gök gürlese kurbağalar korkmak yerine Zipzip’in şarkısını hatırladılar:
“Yağmur damlası kardeşim, rüzgâr ablam, şimşek yoldaşım benim!”
Ve fırtınalar, Gökkuşağı Göleti’nde artık sadece birer oyun oldu. Zipzip’in cesareti, bütün kurbağaların kalbinde sonsuza dek yankılandı.